Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Alanınıza rastlantıyla geldim...ama ne söyleyeyim...oldukça keyifli bir içerik zenginliği ile karşılaştım, duyarlı konular ve ayrıca paylaşılan bilgiler de övgüye değer.
Kutlar ve devamını dilerim....elimde kahve ile tekrar geleceğim...Bu arada sanal dünyadan bir bir gelişme haberi...ilginize sunuyorum.
" İnternetden para kazanmak " diye bir fırtına başlamış...önce pek kulak asmadım, fakat biraz dikkatlice inceleyince daha önce buna benzer organizasyonlardan farklı olduğunu görerek bende katıldım. Çok katlı pazarlama sistemini ( MLM ) farklı bir biçimde uyarlamışlar, satış yapmak yok...
...yalnızca reklamasyon gelirlerinin paylaşımı var...Ayda 5 saat nete bağlı kalmak yetiyor...Tüm dostlarıma öneriyorum...bir zararı yok, Katılmak ile bir kayba uğramıyoruz.Üyelik işlemleri de çok kısa ve basit...Üyelik sistemi " davetiye " ile gerçekleşiyor...bir denemekde yarar var...
Türkçe detaylı bilgiler ve davetiye aşağıdaki linklerde ve space alanımdadır... ...esen kalın...tekrar kutlarım...
Bakırköy Belediyesi, sınırları içindeki 30 devlet, 10 özel ve 5 azınlık ilköğretim okulu öğrencileri arasında ‘Atatürk yaşasaydı ondan ne isterdiniz?’ konulu bir kompozisyon yarışması düzenledi. Mektuplar seçici kurul tarafından incelendikten sonra beğenilenler, Bakırköy’de sokaklarda afiş olarak yer alacak.
Mektuplardan bazıları şöyle:
Türk çocuğuyuz böyle kalalım
Sevgili Atam,
Çocukluğumdan beri sizinle bir gün geçirmeyi hayal ediyordum. Çünkü size soracak o kadar çok şeyim var ki, bunlardan birkaçını sormak istiyorum. Atam öncelikle yurdumuzdaki insanların birbirlerine kötülük yapmamasını barış içinde yaşamamızı istiyorum. Hastaları iyileştirmeniz, fakirleri zenginleştirmeniz mümkün mü? Atam bizler hep neden Avrupa ülkeleri gibi olmaya çalışıyoruz? Bizler Türk çocuğuyuz ve böyle kalmak istiyoruz. Lütfen bunu bize sağlayabilir misiniz?
Sizi seven
Yeraz MOR Yeşilköy Ermeni İlköğretim Okulu-3/A
Malatya’dakiler de senin çocuklarındı
Sevgili Atam,
Hani sen cumhuriyeti ilan ettikten sonra ilk olarak büyük fabrikalar kurmuştun, herkes çalışsın para kazansın diye. Şimdi anneleri babaları çocuklara bakamıyorlar diye yuvalara veriyorlar Atam! Çocuklar aç! Biliyor musun Atam haberlerde gördüm, Malatya’da çocuk yuvasında çocukları ölesiye dövüyorlardı, işkence ediyorlardı. Atam biliyor musun bunların hepsi senin çocuklarındı. Senin çocukların sevgisiz büyüyor. Bu çocukların hepsi Türkiye’nin geleceğidir. Gel Atam! Çocuklara kötü davrananlara kız.
Caner YILDIR Hamdi Akverdi İlköğretim Okulu-5/B
Şık ve güzel olmak istiyorum
Sevgili Atatürk,
Siz olmasaydınız biz kızlar okula bile gidemezdik. İyi ki kıyafetleri değiştirmişsiniz, yoksa üzerimde okul forması değil peçe ve çarşaf olurdu. Oysa ben şık ve güzel olmak istiyorum. Atam ben büyüyünce veteriner olmak istiyorum. Çünkü artık ülkemizde kızlar da okuyup her şey olabiliyor.
Merve TÜRE Aybars Ak İlköğretim Okulu-4/C
Annemin elmalı payından sunardım
Bizim için çok çalıştın çok yoruldun. Artık dinlenme, eğlenme zamanı. Seni bize davet ederdim. Annemin yaptığı o nefis elmalı paylardan sunardım sana. Bütün oyuncaklarımı seninle paylaşırdım. O sıcak sevgi dolu gözlerine bakmak, o altın sarısı saçlarını okşamak, yanağından binlerce kez öpmek isterdim.
Bilge Su TAŞKOPARAN Hamdi Akverdi İlköğretim Okulu-3/A
Ağaçlar kesip Türkiye’yi çöl yaptık
Sevgili Atatürk’üm,
Yüce önderimiz, eğer hálá nefes alıp verseydin, Türk milletine çok kızardın. Bize bıraktığın emaneti iyi taşıyamadık. Ağaçlar kesip ve daha birçok şey yapıp Türkiye’yi değiştirdik. Türkiye’yi bir çöl haline getirdik adeta.
ODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan biri yıllık olan dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınav sorusu olarak tahtaya, "Why?" (Neden?) yazmış.Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını şaşırmışlar,sonra herkes birşeyler yazmaya başlamış.Yalnız bir öğrenci, sınavın ilk dakikasında kağıdını teslim etmiş.Öğrencinin cevabı da soru gibi kısaymış: "Why not?" (Neden olmasın ki?) Bu öğrenci sınavdan "100" almış. Aynı hoca başka bir sınavda "risk nedir?" diye soruyor.Yine bir öğrenci sınavın ilk 10 saniyesinde teslim ediyor kağıdını.Kağıdın üst kısmında sadece isim-soyadı yazıyor, gerisi ise bomboş beyaz yaprak.En altta ise "İşte risk budur" diye yazıyor.Ve sonuçta da sınıftaki en yüksek notu alıyor.
Hocanın bir sonraki sınavında yine "Risk nedir?" sorusuyla karşılaşan öğrencimiz tekrar boş kağıt verince bu sefer 0 alıyor.Tabii koşa koşa hocaya gidip sebebini soruyor.İşte cevap: "Aynı şartlar altında, aynı riski iki kere almak aptallıktır!"
Hocamız bir başka sınavda derse giriyor ve tek soru soruyor:
"Atatürk ne yaptı?".Bütün öğrenciler harıl harıl yazmaya başlıyor, kağıtları dolduruyorlar.Sınav sonucunda herkes ortalama notlar alıyor. Bir öğrenci ise 100 alıyor.Bu öğrencinin cevap kağıdında şu yazıyor: "Ne yapmadı ki!"
Bu tür öğrenciler ve değerlendirmeler Hukuk Fakültelerinde yok mu?
Elbette var.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Hocanın biri sınavda, o günlerde devam etmekte olan bir davanın detaylarını vermiş ve sonucun ne olacağını sormuş.Tabii, bütün öğrenciler ha babam, de babam,sayfalarca yazmaya başlamışlar.Ama bir öğrenci kağıdını sınavın ilk dakikasında vermiş.Ve buna rağmen 100 almış.Öğrencinin yanıtı tek cümleymiş:
"Devam eden dava hakkında yorum yapılamaz."
Bir efsane de tıpçılardan: Olay bir tıp fakültesinin anatomi dersinde geçiyor.Okulun en iyi hocası, anatomi dersine ilk kez giren öğrencilerine; "Tıpta iki önemli şey vardır" demiş, "İlki, hiç bi şeyden iğrenmeyeceksiniz!"Bunu söyledikten sonra işaret parmağını önündeki kadavranın makatına sokmuş, şööyle bir karıştırıp çıkarttığı parmağını hopdiye ağzına sokmuş ve emmiş.Ardından öğrencilerden de aynısını yapmalarını istemiş. Genç tıp öğrencileri, kızara bozara aynı şeyi teker teker yapmışlar.Bunun üzerine Hoca öğrencilerine dönüp; "İkinci önemli şey ise çok dikkatli olmaktır" demiş ve eklemiş, "Mesela ben demin hastanın makatına işaret parmağımı soktum ama orta parmağımı emdim!"...
Bir kız yurdunda kalan kızlar, artık temizlik görevlisine olan kıllıklarından mıdır yoksa nerden çıktığı belli olmayan bir yurt geleneğinden midir, her sabah dudaklarına ruj sürdükten sonra aynaya öperek iz bırakıyorlarmış. Yurt müdürü ne yaptı ettiyse bu alışkanlığı ortadan kaldıramamış. Diğer yandan temizlik görevlileri de iyiden baş kaldırmaya başlamışlar. Sonundamüdürün aklına parlak bir fikir gelmiş.Hemen bir duyuru yapıp, kızlarıtoplantıya çağırmış.Neyse toplanmış bunlar.Müdür "Buyrun tuvalete" demiş.Hep birlikte, temizlikgörevlisinin beklediği umumi tuvalete girmişler.Aynalarda sabahki ruj izleri hala duruyormuş. Müdür "Arkadaşlar" demiş, "Bazılarınız dudaklarına ruj sürdükten sonra aynaları öperek çıkması güç izler bırakıyor.Temizlik görevlilerimiz bunları temizlerken zorlanıyor.Sizleri görevlimizin bu temizliği yaparken ne kadar zorlandığını bizzat görmeniz için topladım.Bakın ve görün". Sonra görevliye bir işaret çakmış.Bizimki gayet sakin bir şekilde tuvalet fırçasını almış, klozetteki suya daldırmış ve aynayı temizlemiş. O günden sonra bir daha o yurtta tuvaletlerde dudak izine rastlanmamış.
Bende bir logo yaptım sonunda kendime. Gördüğünüz gibi aşağıda duruyor Eklemek isteyenler için koduda resmin altına ekledim. Benden logo isteyen space kardeşlerime önemle duyurulur.
Bir zamanlar birbirlerine âşık iki genç vardı. Kızın adi Tispe delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yan yana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı. Aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi.
Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus'dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe'nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispe siz yaşayamazdı. Aklından gecen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus'un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu.
İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremus'un bedeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına adadılar. Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler.
O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini,(Piremus’un kan lekesini), dut ağacının yaprakları,(Tispe’nin gözyaşları) temizler…
Bilir misiniz dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin çıktığını göreceksiniz
Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır. Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanapede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. banyodan gelen su sesi bile o evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün. Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin. Bin tane ayakkabısı varken binbirinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin. Zamanla almaktan çok, birşeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır. Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp "s.... .m böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır. Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz. Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik. Aşk evlilikte gider gelir. halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.
O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır? :)))))))))
Neden insanlar birbirlerine sarılınca sağa-sola sallanırlar?
Neden ögrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene "öğretmenim" diye seslenirken altıncı sınıfta bir anda "hocam" diye seslenmeye başlarlar?
Neden sınavlarda "4 yanlış bir doğruyu götürür" şeklinde bir uygulama ile ögrenciler cezalandırılırlar da "4 doğru bil, bir doğru da bizden" şeklinde bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır yoksa ondan tırstığımız için midir?
Neden dükkanını kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra dönücem" yazar, ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün insanların izlediğini
sanırlar? Örn: Şu anda 70 milyon kişi bizi izliyor...
Düğünlerde neden "Dom Dom Kurşunu" ile göbek atılmaktadır. "Bir avcı vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözler eşliğinde kendinden geçen başka milletler var mıdır?
Neden bazı insanlar şirin bir hayvancağız gördüklerinde "inanmıyorum!" derler, inanılmayacak olan nedir?
Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?
Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde "en kısa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?
Bir programı kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp bir bilgisayar programı satın aldıktan sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen bir takım saf kişiler mevcut mudur?
Bulmacalarda boru sesinin karşılığı neden hep "ti"dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
İpana 7 reklamındaki kıza "Ne zamandan beri İpana 7 kullanıyorsun?" diye soran doktor, İpana 7'nin yeni bir ürün olduğunu ve reklamdan sadece birkaç gün önce piyasaya çıktığını bilmemekte midir?
Neden futbol takımı olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur?
Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazılır? Hipokrat yemininde "arabamı temiz kullanacağım" şeklinde bir madde mi vardır?
NEDEN ? NEDEN ?
NEDEN ?
NOT: Bunlara daha başkalarını ekleyecek olan vaaaaaar mııııııııı???:))))
*Domatesli Biberli Yumurta * Büyükçe bir tavaya yağ domates ve biber koyup bir sigara yakıyoruz. Sigaranın kulu yere düşmek üzereyse yumurtaları eklemenin zamanı gelmiş demektir. Yumurtaları kırıp sigaramızı bitiriyoruz. Pişmiştir herhalde ocağın altını kapatıyoruz. *Biberli Domatesli Yumurta * Her gün domatesli biberli yumurta yemekten sıkıldığımızda yapabileceğimiz bu enfes yemek tıpkı biberli yumurtalı domates gibi pişiriliyor.
*Makarna * Bir tencere dolusu sıcak suya makarna poşetini boşaltıp maç izlemeye başlıyoruz. İlk yarının ortalarına doğru kalkıp altını kapatıyoruz. Tencerenin içinden seçtiğimiz makarnayı fayansa fırlatıyoruz. Yapışırsa pismiş demektir. Devre arasında hala içinde su kaldıysa tencerenin kapağını kapatıp lavabodaki en kirli tabağın üzerine doğru dokuyoruz. (o zaman hem tabak temizleniyor hem de makarnalar çatalla yenebiliyor) Üzerine ketçap sıkıp yiyoruz. Not: Fayansa fırlattığınız makarnayı bi ara oradan alın. Sayıca fazlalaştıklarında bazen hangisini fırlattığınız karışıyo. *Tuzlu Makarna* Yapılışı ayni makarnaya benziyor. Tek farkı bu kez makarnaları suya atmadan önce tuz koymayı akil ediyoruz... Öyle daha güzel oluyor.
*Pilav * Pilav aslında basit bir yemek değil. Aranan kriterler var. Tuzlu yumuşak ve tane tane olması gerekiyor. Sonuncusu kolay. Pirinçleri tek tek pişirdiğinizde tane tane oluyorlar ama uzun sürüyor. Maharet hepsini bir arada pişirebilmekte; ama çok da sorun etmeyin. Nasıl olsa içine yoğurt koyup bulamaç haline getirdiğimizde hepsi birbirine yapışıyor. Kısaca yağ koyup üzerine pirinç ekliyorsunuz. Sonra da su ve tuz koyup pişiriyorsunuz. Hem bunu süzmeye de gerek yok. *Patates Kızartması * En kolay islerden biri. Patatesleri soyup parmak gibi kesiyorsunuz ve kızgın yağa atıyorsunuz. Tek yapmanız gereken altını zamanında kapatmanız. Yoksa tencere alev alabiliyor. Bu yüzden sadece tvde pembe dizi varken yapın. Bir de diğer yemeklerin aksine bunu tencereden yiyemiyoruz. Mutlaka tabağa koymak gerekiyor. Onun dışında çok kolay.
*ORTA ZORLUKTAKI YEMEKLER * *Hazır Pizza* Pizzamızı fırınımıza atıp pişmesini bekliyoruz daha sonra fırından çıkarıp yanık yerlerini bıçakla kazıyoruz. Dikkat edilmesi gereken tek şey kazırken üzerindeki malzemeleri mutfak tezgahına yapıştırmamak. *Hazır Köfte * Bu da nispeten zor bir yemek. Bir miktar sıvı yağı teflon tavaya koyup köfteleri içine diziyoruz. Köfteler tavayla ayni renk olmadan altını kapatmak gerekiyor. O yüzden başında beklemek lazım.
*ZOR YEMEKLER* *Konserve Türlü* Bir miktar yağ ve salçayı tencereye koyup konservenin içindekileri döküp üzerine su koyuyoruz. Pişmesi çok uzun sürüyor. O sebeple başında beklemiyoruz. Gidip TV izliyoruz. Her seferinde yandıkları için henüz tadına bakamadım ama konservenin üzerindeki resme bakılırsa güzel bi şeye benziyor. *Tavuk * Yapılışı makarna gibi. Sıcak suyun içine atıyoruz arada pişip pişmediğine bakmak için hayvanin kaba etine çatal saplıyoruz. Bu yemek piştikten bir iki gün sonra üzeri jelibon gibi oluyor. Bu yüzden pişirirken isteğe bağlı olarak bolca toz seker eklenebilir.
*ULTRA ZOR YEMEKLER *
*Kıymalı Bamya *
Konserve türlüye benziyor ama içine daha önceden kavrulmuş kıyma konulmalı. Kıyma kavurmak çok zor ve zahmetli bir is. Bu yüzden makarna pişirmeyi öneriyorum.
*PÜF NOKTALARI *
1-) Yemekleri daima tencerenin içinden yiyin.Böylelikle tabak kirletmemiş olursunuz.
2-) Asla sade pilav yapmayın. Domatesli pilav yaptığınızda altını tuttursanız bile renginden anlaşılmaz. 3- ) Mutlaka soğanlı bir yemek yapacaksanız asla soğana dokunmayın. Özellikle rendelediğinizde elleriniz çok kotu kokuyor. Bunun yerine soğana ekmek tahtasıyla beş altı kez vurmayı deneyin, ayni isi görür. 4-) Patates kızartacaksanız soyduğunuz patatesleri asla yıkamayın. Kızgın yağa attığınızda çok kotu patlıyorlar. 5-)Yemekler asla kendi başlarına hareket etmezler. Şayet gecen ay yaptığınız tavuk kendi kendine kımıldamaya başladıysa kurtlanmış demektir. Sakin yemeyin. 6-) Sebzeleri pişirdikçe vitamin değerleri düşer. Mümkün olduğunca çiğ tüketin. 7-) Karpuz tabağa koyulmaması gereken bir meyvedir. İkiye ayırıp ortasından kaşıkla yiyebilirsiniz. Tencere kapağı en mükemmel tabaktır. 8-)Buzdolabının sebzelik olarak adlandırılan kimi yemeyi düşünmediğiniz şeylerin saklanması için idealdir. Bu bolüme konan şeyler nasıl olsa bir sure sonra unutulur. 9-) Sebzeliğin kapağını sıkı kapatırsanız çürüyen şeylerin kokusu dolaba daha az yayılır. 10-) Spagetti paketini açmak için paketi ortasından sıkıca kavrayın ve altını tüm gücünüzle fayansa vurun. Paketin üst tarafı yırtılacaktır. Belki bu işlem sırasında makarna unufak olabilir ama risk almaya değer. Özellikle misafirlerin yanında yaparsanız tavsiye ediyorum. Öyle daha güzel, bu size çok maço bir hava verir. 11-)Sağda solda kulağıma çalınıyordu. Mutfak robotu denen bir şey varmış. Birden içimi bir heyecan kapladı. Ulan madem bu isin robotu var ben niye koşturuyorum yıllardır diye sinirlendim. Hemen gidip aldım bi tane. Eve gelip kutusundan çıkardığımda itiraf etmeliyim ki hayal kırıklığına uğradım biraz. Ben açıkçası UFO gibi bişey bekliyodum, bu bildiğimiz tencerenin plastiği. İçinde de vantilatör gibi bisey var. Bununla birlikte bi ton plastik zımbırtı daha çıktı içinden ama bi ise yarayacaklarını sanmıyorum. Neyse fişini taktım denemek için bi tane soğan atim içine. Bakalım ne yapacak diye bekledim. Kabuklarını bile soyamadı essogluesek. Paramparça etti bıraktı. Sinirlendim attım bi kenara yazdan beri duruyo orda. Bir ara yıkayıp vantilatör gibi olan şeyi bilgisayarıma takmayı düşünüyorum. Belki fan olarak is görür. Onun dışında tamamen para tuzağı. İlerde çıkarsa mutfak androidi almayı düşünüyorum
Bilindiği gibi Cem, son gösterisine kameraları sokmuyor. Bu yüzden de gösteriye gitmeyen, ne tür espriler yaptığını bilmiyor. Star gazetesi muhabirleri bir cinlik yapmış, izledikleri Cem Yılmaz gösterisini, aynen yazmış: Bir buçuk aydır sahnelere çıkmayan Cem Yılmaz, Ankara'daydı.Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu'nda sahne aldı. Kırdı, geçirdi. 'Evde espri yapamıyorum. Eve iş getirme diyorlar' diyerek başladığı programında politik esprilere de yer verdi. İşte, kahkaha makinesinin unutulmaz esprileri:
Bir komedyenin programını izledim. Kadın sünnetçi çıkarmıştı. İlk kadın sünnetçi. Ben 1978'de sünnet oldum ve sünnetçi kadındı. Böyle hatıraların olması gerekiyor komedyen olman için. Ben 30 sene sonra anlatırım diye kendime 5 yaşında sünnet organize etmiş olamam. Beni kadın sünnet etti. Bundan bahsederken belden aşağı bir şeyden bahsetmiyorum. Sünnet bir hadisedir. Erkek çocuğun mürüvvetinin görüldüğü yer. Erkek çocuğun mürüvvetinin görüldüğü yerler sünnet, askerlik, evlilik.Gerçi sünnette daha net görülür mürüvvet Ona mürüvvet diyorlar, enteresan bir şey. Kadın ismi vermiş olmaları tuhaf. Gerçi rahim diye de adam var olsun. Diyarbakır'a gidiyordum uçakla. Hostesle muhabbet ediyoruz. Business'ta oturuyorum. Hep Business'ta otururum. Buraya da Business geldim. Ankara'ya business açılmış çok süper bir şey. Bilmeyen varsa söyleyeyim. Business iş amaçlı gidilen seyahat manasına gelmiyor. Portakal suyu veriyorlar sen de kendini bir bok zannediyorsun. Aynı uçağın içinde ne sınıf yapıyorsun ulan.Portakal suyu içerken kendini ne zannediyorsun. 'Mersi canım. Bunu içmeden uçamıyorum'. Bir de perdeyle ayırmıyorlar mı tavım ona. Soruyorsun 'Somon var mı?' Arkana bakıyorsun. 'Fakirler, ekonomi, allah belanızı versin Uçak sizin neyinize'. Bir hava yaratırlar ki sanki uçak düşünce Business'takiler ölmüyor. Hostesle muhabbet ediyorum. Laf döndü dolaştı sünnete geldi. Eh business'ta oluyor böyle şeyler. Beni kadın sünnet etti dedim. Hostes dedi ki, 'Aaa kadınlar bindiği dalı kesmez ama'. Hostesin şakasına bak. Biz yapsak, aforoz ederler. Ne yaparsan yap ne olursan ol öleceksin. İnsan ölümlü bir yaratıktır. İnsan öleceğini bilir. Belgesellerde gördüğün kaplanlar aslanlar gibi değil. Belgeselde gördüğün kaplan, aslan hep koşacam zannediyor. O erkek aslanı görmüyor musunuz. Fönlü böyle. Artık ormanda nerede buluyorsa fönü. Bizimki daha kompleks bir yaşam. Öleceğini biliyorsun ve sıklıkla unutuyorsun. Hani ölümden dönenler anlatır ya; bir ışık geldi falan diye O, kıça tıkılan pamuk. Senin inancını bilemem. İstersen toteme tap. Herkes ölecek. Mahşer var ya.Orası işte. Kıyamet kopsun herkes orada olacak. Büyük bir kokteyl gibi düşünün. İlk gün imza almaktan anan ağlayacak. Herkes orada çünkü. Aaa Sezar. Reenkarnasyona inananlar var. Yok öyle bir şey. Hep şöyle yapıyorlar.'Önceki hayatımda Rus Çariçesiydim' Hiç oropspu olan yok. Hiç duyuyor musunuz, 'Önceki hayatımda taksi şoförüydüm'. Herkes kral... Herkes yanacak dediğim bir kişi hariç. O da Fedon. Çünkü Fedon daha yanamaz. Fedon artık limitte onu direk cennete alacaklar. Türk Hava Kurumu bizim memleketin en iyi çalışan kurumu. Kurban derisini veriyorsun ondan uçak yapıyor. Artık nasıl katlıyorsa. Bi de tuzlarsan F-16 oluyor diye bir geyik var ama yalan olmasın. Askerde seni mesleğinle yönlendirirler. Terzisin terzi yaparlar. Atom mühendisiysen gazinoda televizyondan sorumlu olursun. Şahsına santral kuracak değil ya... Gençliğin bir lafı vardır, 'En verimli çağımda askere aldılar' Sanki herifi soğuk füzyonu bulurken götürdüler. Bunu söylediği zaman komik durum oluyor. Ama günde sekiz saat antrenman yapması gereken baleti 8 ay botla gezdirirsen Kuğu Gölü'nden manda bokuna transfer olur. En verimli çağımda askere aldılar. Ne yapıyordun ki? Verimli verimli evde oturuyordum. Ulan ben para basıyordum beni aldılar askere. Niye bedelli yapmadın diyorlar. 15 bin mark veriyordun 28 gün yapıyordun Ben hiç para vermeden 550 gün yaptım. Bir de orada olanı biteni anlatıyorum senede 2 milyon dolar kazanıyorum. 28 günlük birikiminle single çıkaramazsın. 300 erkek yan yana yatıyorsun abi. Kalabalık bir erkek topluluğu demek, başka bir organizma demek abi. Kadın olmasa bok içinde yüzeriz. Kadın kendine özenmen için sebeptir. Deodorant mı at gitsin. Konyalı arkadaşına koksan ne olur ya. Ayaklarını haftada bir mi yıkıyorsun. Ayda bir yıka. Kim senin mantar yetiştirmene birşey diyebilir. Askerliği yapmış olan o kokuyu bilir. Küfür konusunda ben muzdarip bir insanım. Bu konuda bir çifte standart var. Vizontele'de ben bir adamı canlandırdım. Yazıldığı haliyle bir orospu çocuğu.O adamı başka türlü canlandırmanın imkanı yok. Bizim eski filmlerimizde falan küfür yoktur. Trajedi yaşanır, adamın karısına, kızına tecavüz, bir de köyü yakarlar. Bizim filmin kahramanı finalde gelir, 'Alçaklaaar' Yani hiçbir caydırıcılığı olmayan. BİR eroin kaçakçısının hayatını yapıyor herif. Böyle konuşuyor: Mal geldi mi? Geldi efendim. Fakat, filhakika malımız kantara girdi. Olur mu lan böyle. Bu adamlar böyle konuşmuyor ki. Mal geldi mi? Geldi a... koyum. Malın anasını s....ler. Deniz Harp Okulu'nun kuruluş yıldönümünde sahneye çıkıyorum. İlk mezunlar da gelmiş. Nasıl bir yaş ortalaması anlatamam. İlk 20 dakika eski Türkçe anlattım. Filhakika, buna mukabil bir sonraki latifede buluşmak üzere. Benden sonra Ajda Pekkan vardı, şöyle sundum: Yeni yetenek Ajda Pekkan. Abicim sıfır reaksiyon. Herkes onaylıyor. 'Bu kız çok tutacak' diyorlar. Al kadehi ver al... Lider taklidi yaptım durduk yerde. Eskiden lider taklidi vardı. Şimdi çok zor. İki kişi koluna girecek. Amma zor iş. 14 Mart Tıp Bayramı'nda doktor arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Bizde sperm bankası var mı diye sordum. Yok dediler. Dedim isabet. İçinde banka lafı geçtiği için biri hortumlar rezillik olur. Bir gün hacettepe üniversitesinde genclere yönelik bir konuşma yapıyorum. Tabi benim örnek olma gibi bir durumum söz konusu. Ama her sandalyeden Tak Tak sorular geliyor. Alttan almaktan alacak yerim kalmadı. Önde bir grup vardı rektörden izinli midir nedir. Ellerinde şarap şişesi Kavaklıdere sponsorlugunda oturuyorlardı. Derken birisi kalktı. "Cem Bey karizmanız var mı? Varsa kaç santim?" dedi. Şimdi sahnedeki adamın yapacağı iş atılan topu göğsünde yumuşatmak daha sonra gol atmaktır. Ben de o sırada "Koçum karizma dediğin adamın içinde olur. İçinde olunca da anlarsın kaç santim olduğunu" dedim. Bir de baktım ki ne HACET kaldı ne TEPE. Bir sonraki gelişimde çocuk okulun önünde su muhallebisi satıyordu....
Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100 kisilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
57 Asyali 21 Avrupali,
14 Amerikali (Kuzey,Orta,Güney) ve 8 Afrikali . Bunlarin 52'si kadin , 48'i erkek olacakti.
30 beyaz , 70 beyaz (+ + )olmayan,
30 Hiristiyan, 70 Hiristiyan olmayan, 89 heteroseksüel, 11 homoseksüel . 6 kisi bütün servetin % 59'una sahip olacakti ve bunlarin hepsi ABD kökenli olacakti.
20 kisi iyi evlerde yasayacakti,
30 kisi okuma-yazma bilecekti,
1'i ölmek üzere , 1'i de dogmak üzere olacakti.
1 kisi bilgisayar sahibi, 1 kisi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu olacakti.
Simdi sunlari göz önünde bulundurun: Eger bu sabah hastalikli degil de saglikli uyanmis iseniz, 1 hafta sonrasini göremeyecek olan 1 milyon insandan daha sanslisiniz. Bir harp tehlikesi ile, iskence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karsi karsiya degilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan , iskence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsaniz 3 milyar kisiden daha iyi bir sansa sahipsiniz. Buzdolabinizda yiyeceginiz , üzerinizde elbiseniz ve basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz varsa, dünyadaki insanlarin % 75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdaninizda para varsa, dünyanin en imtiyazli % 8'i arasindasiniz
Anneniz, babaniz sag ise, siz bu dünyada nâdir kisilerden birisiniz. Eğer burada yazılanları anlayabiliyorsanız şanslısınız, çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
Paraya ihtiyacin yokmus gibi çalis . Kimse seni üzememis gibi sev . Kimse seni seyretmiyormus gibi danset . Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle
Sayfama girip bana bu konuda msj yazan, onunla da yetinmeyip bana mail atan herkese cevap olsun
"MEDIA PLAYER" NASIL EKLENİR?
Önce düzenlemek için space'inize girin."Log in" olun yani:)
Daha sonra adres çubuğunda varolan URL'nin sonuna &powertoy=musicvideo kodunu ekleyin Adres çubuğunun sonundaki Git'e basın. Sayfa yeniden yüklenince Customize, oradan da Modules'ı tıklayın Seçeneklerin arasında Media Player'ın olduğunu göreceksiniz; Add 'e tıklayın ve Save'e basın.
Şarkı için Media Playerin URL kısmına çalacağınız şarkının adresini yazın, sonra save yapın. Artık sizin de sayfanızda istediğiniz müzikler çalsın. Hepsi bu kadar....;)))
İsmet Badem bir basketbol maçında seyircilerin arasına çıkar ve bir kızla röportaja baslar.
Badem: sizin gibi güzel bayanları salonlarda görmekten çok mutlu oluyorum. Basketbola bu ilgi nereden?
Kız: ben efes kızlarından biriyim zaten.
Badem: aaa öyle mi çıplak değilsin ya tanıyamadım.
Bu diyalogdan sonra anlatım masasında olan Murat Murathanoğlu kopmuştur ve ekranları başında izleyen milyonların söylemek istediklerine tercüman olmuştur.
Murathanoğlu: Ya İsmet bi de sana bu iş için para veriyorlar değil mi?
Esra Ceyhan ın programında da böle anlardan çok yaşanmıştır şöyle ki, yeni piyasaya çıkmış birini konuk etmiştir Esra hanım, sohbet ederler, esra hanım her zamanki gibi başlar yalakalıklarına, Kasetiniz çok güzel olmuş geçen hafta aldım evde arabada her yerde dinliyorum demesi üzerine yeni yetmenin kasetim daha çıkmadı haftaya çıkıcak demesi veeee
Müslüm Gürses filminden bir sahne; müslüm gürses kadını kollarından tutmuş sarsa sarsa sormaktadır;
müslüm: seviyor muusuunnnnn!!!!!!!! kadın: eveett!! müslüm: yalannnnn!!! (deyip kadına bir tokat atmıştır)
Haberlerde bir tecavüzcünün polis arabasına bindirilirken söylediği cümle:
-Seviyodum, söyleyemedim.
Sokakta kurban kesen insanlarla röportaj yapan ntv muhabirinin bir vatandaşımızla yaşadığı diyalog: -Burada sağlık açısından elverişsiz koşullarda beklettiğiniz bu etleri yemeyi düşünüyor musunuz? -Yok bacım, eşe dosta dağıtacağız.
Jean Claude Van Damme'ın bbg evine girmesi. Akabinde oradaki bir yarışmacıyla diyalogu: jean claude van damme:do you speak english? 03 hede: maybe
Reha muhtar'ın tavanda yürüyen sirk cambazı ile konuşurken ekranda kendi görüntüsünü ters çevirtmesi ve röportajı 2-3 dakika boyunca baş aşağı yapması
Mustafa Denizli'nin atv de bizim stadyumu sunduğu dönemdeki hakemliği yeni bırakan Erman Toroğlu nu anons ederken "tartışmasız Türkiye nin en büyük düdüğü" demesi Erman Toroğlu nun afallaması.
Bir Cevizkabuğu programı, konuk Zekeriya Beyaz ZB: Şimdi, sayın cevizkabuğu... HC: Cevizoğlu efendim.
Reha muhtar telefondaki adama fırça atıyor. -Bütün bunları nasıl yaptın ha? cevap ver?? -Bakın efendim şöyle izah edeyim... -Sus konuşma, hala utanmadan izah ediyorsun..cevap versene??! -......??
Arena'da Uğur Dündar'ın fırın sahibine "bakın beyefendi tavanı yok buranın, pislik götürüyor burayı, bu böcekler nereden geliyor peki temizse?" diye sorduğunda "bu böcek nerden geliyor biliyor musunuz uğur bey siz eğitimli insanlarsınız bu böcek ülkemize ilk kez Afrika dan muzun içinde geldi"diye cevap verdiği an.
Reha Muhtar: kaza nasıl oldu anlatır mısınız?
Mağdur (kaza sonrası yatakta yatmaktadır ) : kamyon karşı yoldan bizim taraf geçti ve kafadan çarptı. RM: Peki o sırada ne düşündünüz? Mağdur: Valla pek bir şey düşünemedik Reha Bey. RM: Anlıyorum ama o sırada düşündüğünüz ilk şey neydi? Mağdur: Bir şey düşünemedik, zaten çok kısa sürede oldu. RM: yani efendim, o orta şeridi aşıp üstünüze gelirken, aklınıza ne geldi? Mağdur: Hatırlamıyorum. RM: Peki efendim.
Acun firarda programında, Acun'un yurtdışında bir barda önüne gelen kıza sarkıntılık yapıp yılışan bir tipi gösterip,"görüyorsunuz sayın seyirciler magandalık sadece Türklere özgü değil, Avrupa'da da magandalar var" demesi, ardından o kişinin gelip, "abi nasılsın? Ben de türküm" demesi.
Satanist hikâyelerin revaçta olduğu günlerde, abuk tv programlarının birinde, İzmir de satanist olduğunu iddia eden bir arkadaşla, röportaj yapan muhabir arasındaki diyalog: Muhabir- peki siz gerçekten bakire kızları mı kurban ediyorsununuz?
Satanist- yok be abi, İzmir de bakire kız ne arar?